Bir saat sabır dedik ve Düşünme Taşınma Toplantılarının sondan bir önceki 9. programında yine farklı ve etkileyici bir mekanda Düşün Taşın Kulübü olarak belirlediğimiz konu hakkında başladık sohbete, başladık sabırla dinlemeye.
Burda ilk defa yazıyorum, Düşünme Taşınma Toplantıları hakkında. Her çarşamba akşam saat 20:00 ile 21:00 arasında bir araya gelen enaz bir kitap okuma programına katılmış insanların, o saatte evlerinde televizyon seyretmek belkide msnde, internette gezmek yerine bir araya gelerek belirlenen konular üzerinde hasbihal etmek hem etkileyici hemde olgunlaştırıcı bir programı oluşturmakta.
İlerleyen günlerde tüm programı tek tek anlatmak isterim sizlere ama şuan 9. programda konuştuklarımız ve benim kendimle sohbetimde aklımda kalanlar yazılacak şuanki blog'uma.
Sabır dedik. Düşünün gün içinde kimi sabırla dinliyoruz? İşte iş arkdaşlarımızı, evde ailemizi. 1 dakikamızı bile ayıramıyoruz çevremizdeki insanlara hatta maillere bile, belkide arkdaşlarımızın yazdıkları blogları, yazıları okumaya bile...
Sabır dedik konumuzu açtık herkes kendi düşüncelerini aktardı ve belkide ben dahil sabırla konuşan arkdaşları dinledim. DİNLEdim dedim dimi... Dinlemek sabırdan gelir dedi bir arkdaşımız, bir arkadaşımız da dünyada sabırsızlanırken herşeye ya ölümden sonra uzun bir yolculuk olan kabirde nasıl beklicez dedi. Gelde sabırsız ol neyi değiştircek ki.
Sonra bir arkdaşımız, eskiden zeytin ağaçtan yeşil renginde alınır, kuyulara konar salamurada belkide 1 yıl kadar bekletilir sonrasında öyle lezzetli hale gelir ve afiyetle yendiğini ama şimdi üretimde biraz değişiklikle sabırsızlıkla 1 ay içinde yeşil zeytin; makine ortamında 1 ay içinde kısa sürede, hiç emek verilmeden siyah haline getiriliyor.
Burdan çıkardığımız sonuç eğer olaylar karşısında sabreder bir emek verirsek sonunda aldığımız ödülün tadı bi başka olucağıdır.
Mevlananın bir sözünü aktardı bir diğer arkadaşımız. '' Hamdım, piştim, oldum, yandım''.
Sonuçta çıkartılan bildirim ise; Sabır bir imtihandır. İnsanların kişisel gelişimlerine ve sabırla olgunlaşıldığına ve sabrın sonu selamettir diyerek 1 saatlik zaman dilimini sabırla bitirmiş bulunduk.
Evet Haftaya 19 Ağustos Çarşamba akşamı Son programımıza Sizlerde davetlisiniz. Bilgi için www.dusuntasin.net
13 Ağustos 2009 Perşembe
4 Ağustos 2009 Salı
Yine Merhaba Yeni Merhaba
Hayat bir deniz bizde bu denizin üstünde yüzen gemileriz. Bazen rotamızı kendimiz belirleriz ama bazende deniz çoşar ve dalgalanmaya başlar o sizi nereye götürmek isterse gidersiniz.
Bu arkadaşlarınızla da, ailenizde olan var olan yaşanılan olaylar. Birde iş yaşamında düşünün kendinizi. Rotanız hedefleriniz. Hedeflerinize doğru ilerlemektesiniz. Tam yol ileri...
Birden bir dalga ile sarsıldınız ve gece boyu yolunuzu göremicek durumda yıldırımlar, herşeyi yutan büyük dalgalar sardı etrafınızı. Siz o gecenin sabahını düşünebiliyor musunuz?
2 Tahmin gerçekleşmiştir.
1. O yıldırım dolu gecenin sonunda geminiz yani siz batmışsınız ve alabora olmuş herşeye veda edip bir köşeye çekilmişsinizdir;
2. O gecenin sonunda güzel bir adaya düşmüş ve asıl hedefiniz o adaya gitmek iken yolunuzu bir türlü ayarlayamamış ve hep yalnış yoldan giderken gece yaşanılan yıldırımların ve dalgaların sayeseninde siz istediğiniz yere ulaşmış oldunuz.
Hep 1. İhtimal yaşanır çoğumuzun hayatında. Problemler yaşarız. Yaşanılan problemleri bir acı hatıra olarak hatırlamak yerine ayağa kalkıp silkinmek ve olmaması gereken ama olan problemi büyük bir deneyim ve şans kapınız olarak görmek ve ondan istifade etmek gerekir.
Herkese yıldırımsız ve dalgasız geçen bir olay olmadan mutluluklarını bulmalarınız dilerim.
Bu arkadaşlarınızla da, ailenizde olan var olan yaşanılan olaylar. Birde iş yaşamında düşünün kendinizi. Rotanız hedefleriniz. Hedeflerinize doğru ilerlemektesiniz. Tam yol ileri...
Birden bir dalga ile sarsıldınız ve gece boyu yolunuzu göremicek durumda yıldırımlar, herşeyi yutan büyük dalgalar sardı etrafınızı. Siz o gecenin sabahını düşünebiliyor musunuz?
2 Tahmin gerçekleşmiştir.
1. O yıldırım dolu gecenin sonunda geminiz yani siz batmışsınız ve alabora olmuş herşeye veda edip bir köşeye çekilmişsinizdir;
2. O gecenin sonunda güzel bir adaya düşmüş ve asıl hedefiniz o adaya gitmek iken yolunuzu bir türlü ayarlayamamış ve hep yalnış yoldan giderken gece yaşanılan yıldırımların ve dalgaların sayeseninde siz istediğiniz yere ulaşmış oldunuz.
Hep 1. İhtimal yaşanır çoğumuzun hayatında. Problemler yaşarız. Yaşanılan problemleri bir acı hatıra olarak hatırlamak yerine ayağa kalkıp silkinmek ve olmaması gereken ama olan problemi büyük bir deneyim ve şans kapınız olarak görmek ve ondan istifade etmek gerekir.
Herkese yıldırımsız ve dalgasız geçen bir olay olmadan mutluluklarını bulmalarınız dilerim.
Etiketler:
benimle kitap okur musun?,
düşün taşın kulübü,
merve özer
21 Haziran 2009 Pazar
Hayatımın En Güzel Manzarası


Şöyle bir geriye dönüp baktım eskiye. Hep yeni şeyler görmek ne güzel, gülümsememe neden oldu :)
13 adet 'Kitap Okuma Günleri' etkinliği yapmışız. Tüm arkadaşlarımın emeği ve çalışmasıyla. Şimdi bu sayı 14. 15. 25. 30. 50 diyerek gidicek ve biz her hafta bir yeni kitap, bir yeni insan, bir yeni lisan öğrenceğiz.
En çok yüzümü gülümseten, yüzü gülen insanlar ile birlikte olmak. Biz iyi bişeyler yapıyoruz diyebiliyorum yüksek sesle. Çünkü iyi insanlar bizim karşımızda.
Burdan önce Düşün Taşın Kulübündeki Canım Aileme teşekkür ederim. Siz olmasanız ben deli deli işler nasıl yaparım.
Sonrada bizi her hafta yalnız bırakmayan, birlikte kitap okuyarak aslında tüm düşüncelerimizi paylaştığımız kitabın gönüllümü gönüllü mahkumlarına teşekkür ederim. Her hafta özlemle sizleri tekrardan görmek üzere :) ( Bu duygusallık nedir diyenlere; içimden geldi yahu :)
Etiketler:
benimle kitap okur musun?,
düşün taşın kulübü
11 Ocak 2009 Pazar
KARAR VE PİŞMANLIK

Bazen karar vermek lazım ama karar vermek almaktan beter bir durum. Yani hayatınıza yön vericeksiniz ama ya güzel olmazsa,ya istediğim gibi olmazsa korkuları karar vermeleri bir müddet sonrasına itiyor. İstemeden.
Sonra pişmanlıklar başlıyor. Sırasıyla başlıyor karın ağrıları. Öncesinde karar verip vermemek konusunda acı çekerken sonrasında verdiğiniz karar durdurma kararı ile pişmanlıklar başlıyor. Geç kalıyor insan geri dönmek için. Geri dönmeler sanki bir çözüm. Giden gitmiştir biten bitmiştir.Ne kadar acısada canınız belkide merhemken size, sürmem diyor, inat ediyorsunuz.
Sonra hayatın devam ettiğini sizin kararsızlıklarınızla durmadığını farkına varıp devam ediyorsunuz nefes tutmayı bırakıp, özgürce içinize çekerek havayı. Bazen her nefeste olmasada arasıra çekerken havayı içinize, canınız acıyor. Nefes aldığınız için değil,aklınıza geldiği için. Pişmanlık ne zor şeydir,ne acıdır. Dedim ya hayat devam ediyor hem de o kadar hızlı ki dönüp arakanıza bakmadan,bakamadan. Herkese pişmanlık tatmayacağı bir hayat diliyorum...
13 Temmuz 2008 Pazar
KARTALLARA SÜRÜNME DERSİ...
Hayat ne garip diye düşündüm bir an . Ama onu garip yapanda zorlaştıran da biz değilmiyiz. Ne güzel söylemiş Bediüazzaman '' Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen güzel rüya görür. Güzel rüya gören hayatından lezzet alır.'' belkide biz istemiyoruz güzel olmasını. iki motor tipi vardır. Arkadan ittirmeli, kendinden ittirmeli. Biz bekleriz birileri bizi ittirsin diye. Sonradan anlarız ki bizi ittirenler destek verenler ileriye doğru değil geriye doğru iterlermiş bizi. Buna izin veren yine bizleriz. Ben artık çevremde sen yapamazsın, sen bu işi beceremezsin diyenlere yer vermicem size de tavsiyem bu insanları çevrenizde barındırmayın Benim çok sevdiğim ablam ve abim ve çok sevdiğim düşün taşın kulüp arkadaşlarım gibi beni motive eden hırslandıran ve yapabiliceğimi inandıran insanlara yer vericem. Eğer başarmak istiyorsak radikal kararlar vermek gerekir yakındır karar vermem yakındır...
Çok sevdiğim saydığım birinin blog sayfasını okurken Muhammed İkbalın güzel bir şiirinin bir kaç satırını okudum.
'' Ya Rabbi şikayetçiyim şu mektep hocalarından,
Kartallara yerde sürünme dersi veriyorlar saçma sapan.''
Ne güzelde açıkladı bu satırlar içimdikileri. Artık yer yok yerde sürünmeyi gösterenlere bu hayatta.
Çok sevdiğim saydığım birinin blog sayfasını okurken Muhammed İkbalın güzel bir şiirinin bir kaç satırını okudum.
'' Ya Rabbi şikayetçiyim şu mektep hocalarından,
Kartallara yerde sürünme dersi veriyorlar saçma sapan.''
Ne güzelde açıkladı bu satırlar içimdikileri. Artık yer yok yerde sürünmeyi gösterenlere bu hayatta.
13 Haziran 2008 Cuma
Melih Arat'ın Güzel Bir Yazısı
AB, ABD ve 'Ne diyo'sun bee!'
FATİH URAZ
Londra Stansed Havalimanı'ndan Stansed Express Treni ile şehir merkezine doğru hareket etmek üzereyiz. Kompartımana el arabasıyla trenin kafeterya hizmetleri görevlisi giriyor.
El arabasında kahve, meyve suları, kekler ve daha birçok ürün bulunuyor. Herkesi selamlıyor ve ismini söylüyor. "My name is Gideon. (Gerisini çeviriyorum) Uçaktan geldiniz ve hepiniz yolculuğu tamamladığınız için iyi bir şeyi hak ettiniz. Harika kahvem var. Ayrıca taze meyve sularım da var. Acıkanlara annelerinin kekini hatırlatacak lezzette keklerim var." Tam o sırada yolculardan biri "Tren Liverpool Street Station'a gider mi?" diye sorunca satıcımız cevap verir: "Elbette gider; son durak Liverpool Street Station'dır. Ayrıca şu kek de orada inecek. Bu keki alırsanız, o size geldiğimizi söyler." Vagondaki yolcular Gideon'un bu sözüne gülerler ve birkaç yolcu Gideon'dan alışveriş yapar.
New York metrosunda akşam saatleri. Birden iki adam vizyon filmlerini çıkarıyor. "İşte bu filmle yüreğiniz ağzınıza gelecek, çok heyecanlanacaksınız. Bu filmle çok güleceksiniz, bu filmle çok korkacaksınız, bu filmle de şöyle olacak" diye filmleri anlatıyorlar. Ama gerçekten ne anlatıyorlarsa filmin yaratacağı duyguları canlandırarak anlatıyorlar. Bu arada sattıkları DVD filmler korsan. ABD'de bir DVD film 30 dolar civarında. Korsan filmlerin satış fiyatı ise 5 dolar. Filmleri anlatan satıcılardan biri, birden neredeyse fısıldar gibi bir şey söylüyor. O kadar sessiz söylüyor ki, herkes sessizleşip onu duymaya çalışıyor. Adam diyor ki: "Hepiniz merak ediyorsunuz. Acaba bu DVD'ler güvenilir mi, içinden bu film çıkar mı? Yoksa saçma sapan başka bir şey mi çıkar?" Bir yolcuya "Hangi filmi izlemek istersiniz?" diye soruyor ve yolcu tereddütlü bir şekilde bir tanesini seçiyor. Satıcı çantasında taşınabilir bir DVD player çıkarıyor ve DVD'yi takıyor. Sonra film oynamaya başlayınca koltukların arasında gezerek filmi gösteriyor. Yolcular bir sürü film alıyor.
Avrupa'nın hemen her şehrinde bisiklet ulaşım amacıyla çok yaygın şekilde kullanılır. Lond- ra'da caddelerin birçoğu İstanbul'dan bile dar. Yollar bisikletlilere ayrılacak kadar geniş değil. Otobüslerin yolları tercihli yol olarak tahsis edilmiş. Aynı tercihli yollar bisikletlilere de ayrılmış. Çift katlı otobüslerden birinin üst katında en önde oturuyorum. Otobüsün önünde bir bisikletli son sürat gidiyor. Ama elbette otobüs ondan hızlı. Neredeyse otobüs bisikletliye yetişmek ve çarpmak üzere, ancak şoför yavaşlıyor ve bisikletlinin hızında gitmeye başlıyor. Bir dakika böyle gittikten sonra durağa yaklaşıyoruz ve otobüsümüz iyice yavaşlıyor. Bisikletli uzaklaşıyor. Bu arada bisikletli uzaklaşırken eliyle özel bir işaret yapıyor. Londra'da yaşayan asistanım Duygu burada bisiklet sürücülerinin özel bir işaret dili olduğunu, hepsinin kask ve ışık takmak zorunda olduğunu söylüyor.
İtalya'da yağmurlu bir gün. Yaşlıca bir teyze pazar alışverişinden aldıklarını poşetiyle gidona takmış, bir eliyle de şemsiyesini tutarak bisiklet sürüyor. Kadın hızla bir parka doğru giriyor. Parkın içinden geçen özel bir bisiklet yolu daha sonra tekrar ana yola çıkıyor.
İstanbul'da öğrencilerimin kırmızı Ferrari dedikleri katlanabilir kırmızı bisikletimle Sultanahmet'ten Sirkeci istikametine gidiyorum. Metro arızalanmış ve yolcular yürüyerek gidiyor. Değil bisikletle geçmek, yürümek için bile yer yok. Gülhane Parkı'ndan gitmek daha uzun ama altımda bisiklet var diye Gülhane'ye girmeye çalışıyorum. Kapıda güvenlik görevlisi durduruyor. "Dur hemşerim araç giremez." diyor. "Elinde yazı var mı?" diyorum, "Şu şu plakalı araçlar haricindeki araçlar giremez" diye bir yazı getiriyor. "Bu otomobil değil, bisiklet" diyorum, "Ne diyo'sun bee?" diyor. "Öğrenmek istersen yakala beni!" diyorum ve pedala asılıyorum; dikeni geçip Gül'hane'ye giriyorum.
27 Nisan 2008, Pazar Melih Arat Zaman Gazetesi
FATİH URAZ
Londra Stansed Havalimanı'ndan Stansed Express Treni ile şehir merkezine doğru hareket etmek üzereyiz. Kompartımana el arabasıyla trenin kafeterya hizmetleri görevlisi giriyor.
El arabasında kahve, meyve suları, kekler ve daha birçok ürün bulunuyor. Herkesi selamlıyor ve ismini söylüyor. "My name is Gideon. (Gerisini çeviriyorum) Uçaktan geldiniz ve hepiniz yolculuğu tamamladığınız için iyi bir şeyi hak ettiniz. Harika kahvem var. Ayrıca taze meyve sularım da var. Acıkanlara annelerinin kekini hatırlatacak lezzette keklerim var." Tam o sırada yolculardan biri "Tren Liverpool Street Station'a gider mi?" diye sorunca satıcımız cevap verir: "Elbette gider; son durak Liverpool Street Station'dır. Ayrıca şu kek de orada inecek. Bu keki alırsanız, o size geldiğimizi söyler." Vagondaki yolcular Gideon'un bu sözüne gülerler ve birkaç yolcu Gideon'dan alışveriş yapar.
New York metrosunda akşam saatleri. Birden iki adam vizyon filmlerini çıkarıyor. "İşte bu filmle yüreğiniz ağzınıza gelecek, çok heyecanlanacaksınız. Bu filmle çok güleceksiniz, bu filmle çok korkacaksınız, bu filmle de şöyle olacak" diye filmleri anlatıyorlar. Ama gerçekten ne anlatıyorlarsa filmin yaratacağı duyguları canlandırarak anlatıyorlar. Bu arada sattıkları DVD filmler korsan. ABD'de bir DVD film 30 dolar civarında. Korsan filmlerin satış fiyatı ise 5 dolar. Filmleri anlatan satıcılardan biri, birden neredeyse fısıldar gibi bir şey söylüyor. O kadar sessiz söylüyor ki, herkes sessizleşip onu duymaya çalışıyor. Adam diyor ki: "Hepiniz merak ediyorsunuz. Acaba bu DVD'ler güvenilir mi, içinden bu film çıkar mı? Yoksa saçma sapan başka bir şey mi çıkar?" Bir yolcuya "Hangi filmi izlemek istersiniz?" diye soruyor ve yolcu tereddütlü bir şekilde bir tanesini seçiyor. Satıcı çantasında taşınabilir bir DVD player çıkarıyor ve DVD'yi takıyor. Sonra film oynamaya başlayınca koltukların arasında gezerek filmi gösteriyor. Yolcular bir sürü film alıyor.
Avrupa'nın hemen her şehrinde bisiklet ulaşım amacıyla çok yaygın şekilde kullanılır. Lond- ra'da caddelerin birçoğu İstanbul'dan bile dar. Yollar bisikletlilere ayrılacak kadar geniş değil. Otobüslerin yolları tercihli yol olarak tahsis edilmiş. Aynı tercihli yollar bisikletlilere de ayrılmış. Çift katlı otobüslerden birinin üst katında en önde oturuyorum. Otobüsün önünde bir bisikletli son sürat gidiyor. Ama elbette otobüs ondan hızlı. Neredeyse otobüs bisikletliye yetişmek ve çarpmak üzere, ancak şoför yavaşlıyor ve bisikletlinin hızında gitmeye başlıyor. Bir dakika böyle gittikten sonra durağa yaklaşıyoruz ve otobüsümüz iyice yavaşlıyor. Bisikletli uzaklaşıyor. Bu arada bisikletli uzaklaşırken eliyle özel bir işaret yapıyor. Londra'da yaşayan asistanım Duygu burada bisiklet sürücülerinin özel bir işaret dili olduğunu, hepsinin kask ve ışık takmak zorunda olduğunu söylüyor.
İtalya'da yağmurlu bir gün. Yaşlıca bir teyze pazar alışverişinden aldıklarını poşetiyle gidona takmış, bir eliyle de şemsiyesini tutarak bisiklet sürüyor. Kadın hızla bir parka doğru giriyor. Parkın içinden geçen özel bir bisiklet yolu daha sonra tekrar ana yola çıkıyor.
İstanbul'da öğrencilerimin kırmızı Ferrari dedikleri katlanabilir kırmızı bisikletimle Sultanahmet'ten Sirkeci istikametine gidiyorum. Metro arızalanmış ve yolcular yürüyerek gidiyor. Değil bisikletle geçmek, yürümek için bile yer yok. Gülhane Parkı'ndan gitmek daha uzun ama altımda bisiklet var diye Gülhane'ye girmeye çalışıyorum. Kapıda güvenlik görevlisi durduruyor. "Dur hemşerim araç giremez." diyor. "Elinde yazı var mı?" diyorum, "Şu şu plakalı araçlar haricindeki araçlar giremez" diye bir yazı getiriyor. "Bu otomobil değil, bisiklet" diyorum, "Ne diyo'sun bee?" diyor. "Öğrenmek istersen yakala beni!" diyorum ve pedala asılıyorum; dikeni geçip Gül'hane'ye giriyorum.
27 Nisan 2008, Pazar Melih Arat Zaman Gazetesi
2 Seçenekten zor olanı seçmek
Bir yazarla olan şöyleşide 2 haftadır kafamda olan cümleleri aktarmıştı. '' önünüzde 2 seçenek varsa zor olanı seçin''...
Bu kadar kolay mı diye düşündüm durdum. Zor olanı seçmek.Hayatımızda kararlar almak bu kadar zormu? Yoksa zor olması için bizmi zorluyoruz. Bilmiyorum ama ben önümde iki seçenek olmasını hiç istemiyorum. Çünkü zor olanı seçmek kadar zor bişey yok.
Bazen düşünüyorum pişman olurmuyum diye ama denemeden görmek olmaz dimi...
Ve diyorum ki; yakondır devrim yamak, yakındır refaha ermek...
Bu kadar kolay mı diye düşündüm durdum. Zor olanı seçmek.Hayatımızda kararlar almak bu kadar zormu? Yoksa zor olması için bizmi zorluyoruz. Bilmiyorum ama ben önümde iki seçenek olmasını hiç istemiyorum. Çünkü zor olanı seçmek kadar zor bişey yok.
Bazen düşünüyorum pişman olurmuyum diye ama denemeden görmek olmaz dimi...
Ve diyorum ki; yakondır devrim yamak, yakındır refaha ermek...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)