AB, ABD ve 'Ne diyo'sun bee!'
FATİH URAZ
Londra Stansed Havalimanı'ndan Stansed Express Treni ile şehir merkezine doğru hareket etmek üzereyiz. Kompartımana el arabasıyla trenin kafeterya hizmetleri görevlisi giriyor.
El arabasında kahve, meyve suları, kekler ve daha birçok ürün bulunuyor. Herkesi selamlıyor ve ismini söylüyor. "My name is Gideon. (Gerisini çeviriyorum) Uçaktan geldiniz ve hepiniz yolculuğu tamamladığınız için iyi bir şeyi hak ettiniz. Harika kahvem var. Ayrıca taze meyve sularım da var. Acıkanlara annelerinin kekini hatırlatacak lezzette keklerim var." Tam o sırada yolculardan biri "Tren Liverpool Street Station'a gider mi?" diye sorunca satıcımız cevap verir: "Elbette gider; son durak Liverpool Street Station'dır. Ayrıca şu kek de orada inecek. Bu keki alırsanız, o size geldiğimizi söyler." Vagondaki yolcular Gideon'un bu sözüne gülerler ve birkaç yolcu Gideon'dan alışveriş yapar.
New York metrosunda akşam saatleri. Birden iki adam vizyon filmlerini çıkarıyor. "İşte bu filmle yüreğiniz ağzınıza gelecek, çok heyecanlanacaksınız. Bu filmle çok güleceksiniz, bu filmle çok korkacaksınız, bu filmle de şöyle olacak" diye filmleri anlatıyorlar. Ama gerçekten ne anlatıyorlarsa filmin yaratacağı duyguları canlandırarak anlatıyorlar. Bu arada sattıkları DVD filmler korsan. ABD'de bir DVD film 30 dolar civarında. Korsan filmlerin satış fiyatı ise 5 dolar. Filmleri anlatan satıcılardan biri, birden neredeyse fısıldar gibi bir şey söylüyor. O kadar sessiz söylüyor ki, herkes sessizleşip onu duymaya çalışıyor. Adam diyor ki: "Hepiniz merak ediyorsunuz. Acaba bu DVD'ler güvenilir mi, içinden bu film çıkar mı? Yoksa saçma sapan başka bir şey mi çıkar?" Bir yolcuya "Hangi filmi izlemek istersiniz?" diye soruyor ve yolcu tereddütlü bir şekilde bir tanesini seçiyor. Satıcı çantasında taşınabilir bir DVD player çıkarıyor ve DVD'yi takıyor. Sonra film oynamaya başlayınca koltukların arasında gezerek filmi gösteriyor. Yolcular bir sürü film alıyor.
Avrupa'nın hemen her şehrinde bisiklet ulaşım amacıyla çok yaygın şekilde kullanılır. Lond- ra'da caddelerin birçoğu İstanbul'dan bile dar. Yollar bisikletlilere ayrılacak kadar geniş değil. Otobüslerin yolları tercihli yol olarak tahsis edilmiş. Aynı tercihli yollar bisikletlilere de ayrılmış. Çift katlı otobüslerden birinin üst katında en önde oturuyorum. Otobüsün önünde bir bisikletli son sürat gidiyor. Ama elbette otobüs ondan hızlı. Neredeyse otobüs bisikletliye yetişmek ve çarpmak üzere, ancak şoför yavaşlıyor ve bisikletlinin hızında gitmeye başlıyor. Bir dakika böyle gittikten sonra durağa yaklaşıyoruz ve otobüsümüz iyice yavaşlıyor. Bisikletli uzaklaşıyor. Bu arada bisikletli uzaklaşırken eliyle özel bir işaret yapıyor. Londra'da yaşayan asistanım Duygu burada bisiklet sürücülerinin özel bir işaret dili olduğunu, hepsinin kask ve ışık takmak zorunda olduğunu söylüyor.
İtalya'da yağmurlu bir gün. Yaşlıca bir teyze pazar alışverişinden aldıklarını poşetiyle gidona takmış, bir eliyle de şemsiyesini tutarak bisiklet sürüyor. Kadın hızla bir parka doğru giriyor. Parkın içinden geçen özel bir bisiklet yolu daha sonra tekrar ana yola çıkıyor.
İstanbul'da öğrencilerimin kırmızı Ferrari dedikleri katlanabilir kırmızı bisikletimle Sultanahmet'ten Sirkeci istikametine gidiyorum. Metro arızalanmış ve yolcular yürüyerek gidiyor. Değil bisikletle geçmek, yürümek için bile yer yok. Gülhane Parkı'ndan gitmek daha uzun ama altımda bisiklet var diye Gülhane'ye girmeye çalışıyorum. Kapıda güvenlik görevlisi durduruyor. "Dur hemşerim araç giremez." diyor. "Elinde yazı var mı?" diyorum, "Şu şu plakalı araçlar haricindeki araçlar giremez" diye bir yazı getiriyor. "Bu otomobil değil, bisiklet" diyorum, "Ne diyo'sun bee?" diyor. "Öğrenmek istersen yakala beni!" diyorum ve pedala asılıyorum; dikeni geçip Gül'hane'ye giriyorum.
27 Nisan 2008, Pazar Melih Arat Zaman Gazetesi
13 Haziran 2008 Cuma
2 Seçenekten zor olanı seçmek
Bir yazarla olan şöyleşide 2 haftadır kafamda olan cümleleri aktarmıştı. '' önünüzde 2 seçenek varsa zor olanı seçin''...
Bu kadar kolay mı diye düşündüm durdum. Zor olanı seçmek.Hayatımızda kararlar almak bu kadar zormu? Yoksa zor olması için bizmi zorluyoruz. Bilmiyorum ama ben önümde iki seçenek olmasını hiç istemiyorum. Çünkü zor olanı seçmek kadar zor bişey yok.
Bazen düşünüyorum pişman olurmuyum diye ama denemeden görmek olmaz dimi...
Ve diyorum ki; yakondır devrim yamak, yakındır refaha ermek...
Bu kadar kolay mı diye düşündüm durdum. Zor olanı seçmek.Hayatımızda kararlar almak bu kadar zormu? Yoksa zor olması için bizmi zorluyoruz. Bilmiyorum ama ben önümde iki seçenek olmasını hiç istemiyorum. Çünkü zor olanı seçmek kadar zor bişey yok.
Bazen düşünüyorum pişman olurmuyum diye ama denemeden görmek olmaz dimi...
Ve diyorum ki; yakondır devrim yamak, yakındır refaha ermek...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)